“Ne zaman, Bosna’nın çaresiz annelerinin öpmeye doyamadığı cennet kokulu çocuklarının ye-rine, şimdi Bosna’nın her yerinde kutsal birer anıt gibi dikili olan, binlerce soğuk mermer mezar taş-larını öptükleri aklıma gelse içi kan ağlayan bir dilhun olurum. Sonra Bosna’m diye lal olmuş meftun bir semazen gibi arş’ın üstünde yana yana dönerim. Döndükçe Bosna’da katledilen ve cennetin ka-pısında bekleşen öksüz, yetim çocukların çaresiz çığlıkları içimde kor olup kalbimi dağlar. Ve kalbim-deki bütün